hak edene hakkından fazlasını vermek
Temmuz 13th, 2010
üç kuruşluk insana beş kuruş değer verirsen seni beleşe satar
- yorum yaz »
- Posted in GÜZEL SÖZLER
Temmuz 13th, 2010
üç kuruşluk insana beş kuruş değer verirsen seni beleşe satar
Temmuz 13th, 2010
Lübnan’lı gelinin ailesi, Reyhanlı’lı damattan başlık parası yerine Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakan Erdoğan’ın fotoğrafları ile 60 adet Türk Bayrağı istedi.

Fotoğraflar ve bayraklar Reyhanlı Belediye Başkanı Hüseyin Şanverdi tarafından aileye gönderilmek üzere törenle teslim edildi.
Hatay’ın Reyhanlı İlçesi Beşaslan Köyü’nden Mustafa Bağlar, Lübnan’ın Halbe Kazası’nda inşaat işçiliği yaparken Lübnanlı Doha Mısrı ile tanıştı. Nişanlılık döneminden sonra çift evlenmeye karar verdi. 15 Temmuz’da Lübnan’da Bireyil Palas’ta yapılacak düğünün hazırlıklarına başlayan Mustafa Bağlar’ın ailesi, Lübnanlı gelinin babası Ziyad ve annesi Sahar’ı arayarak yanlarına gitmek için hazırlık yaptıklarını ve Türkiye’den istedikleri birşey olup olmadığını sordu. Lübnan’lı aile ise “Türkiye’den sadece Cumhurbaşkanı Gül ve Başbakan Erdoğan‘ın fotoğrafları ile Türk Bayrağı getirin. Başlık parası da istemiyoruz” cevabını verdi. Bunun üzerine Lübnanlı ailenin isteği Kaymakam Cemalettin Yılmaz ve Belediye Başkanı Hüseyin Şanverdi’ye aktarıldı. Belediye başkanı da Lübnanlı ailenin isteğini yerine getirerek fotoğraf ve bayrak temin etti.
TÖRENLE VERİLDİ
Bayraklar ve fotoğraflar, Beşaslan Köyü’nde düzenlenen törenle Lübnan’a götürülmek üzere Belediye Başkanı Hüseyin Şanverdi tarafından damadın ailesine teslim edildi.
Bayrakları ve fotoğrafları aileye teslim eden Şanverdi, “Lübnanlı ailenin isteği çevrilemez bir talep. Madem bizden cumhurbaşkanımız ile başbakanımızın fotoğraflarını istediler bizde severek gönderiyoruz. Her iki aileye de hayırlı olmasını diliyorum” dedi.
Beşaslan Köyü’nde düzenlenen düğün şenliğinde köylüler davul zurna eşliğinde halay çekip bayrak ve fotoğrafları köyde gezdirdi. Eğlence ve yürüyüşün ardından damadın ailesi Lübnan’a hareket etti.
Temmuz 13th, 2010
YARSAV Başkanı Emine Ülker Tarhan, sorular üzerine, Anayasa Mahkemesi’ni (AYM) de şöyle eleştirdi:

“Siyasi iktidarın Anayasa Mahkemesi’nin kararından memnuniyetsizlik duyduğunu düşünmüyorum. Ancak bizim görüşümüz belli. Şöyle bir tanımlama yapabilirim; hukuk devletinin önüne koskocaman bir kaya düşmüştür. Bu kaya görmezden gelinerek kenarlarındaki ufak taşlar temizlenmeye çalışılmaktadır. Hukuk devleti ilkesine çok ağır aykırılıkları AYM görmemiştir. AYM’yi bu noktada sonuna kadar eleştiriyoruz ve bu konudaki mücadelemizi sürdüreceğiz.”
Temmuz 13th, 2010
İstanbul Asayiş Şube Müdürlüğü’ne bağlı ekipler, 3 aylık takibin ardından lüks ve pahalı barlarda hırsızlık yapan çeteye yönelik operasyon başlattı.

Bayram A. (38) ve Muhittin D. (39) adlı şüphelileri belirleyen, bu kişilerin otomobillerini satıp yenisini aldıklarında tespit eden ekipler, aracın plaka bilgileri doğrultusunda Kartal’daki bir adrese baskın düzenledi. Baskında 28 sabıkası bulunan Bayram A. ile 13 sabıkalı Muhittin D. gözaltına alındı.
5 bin Euro’luk telefon
İkilinin lüks yerlerdeki hırsızlıkların dışında, Boğaziçi Üniversitesi Batı Dilleri ve Edebiyatı Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Işıl Baş’ın nakit 1300 TL’si ile kredi kartı vasıtasıyla 8 bin TL’sini çaldığı da ortaya çıktı.
İddiaya göre şüpheliler, lüks mekânlarda şüphe çekmemek için marka elbiseler giyip, son model arabalar ve fiyatı 5 bin Euro olan telefon kullanıyordu.
Bayram A. ile Muhittin D., polisteki işlemleri bittikten sonra İstanbul Adliyesi’ne sevk edildi. Savcılık sorgusundan sonra Bayram A. ile Muhittin D., tutuklanmaları istemiyle nöbetçi mahkemeye sevk edildi. Savcının talebini yerinde bulan mahkeme, Bayram A. ile Muhittin D.’yi tutukladı.
Yer seç, otur, çarp ve kaç
LÜKS bar ve mekânlarda çantaları soymakla suçlanan şüphelilerin, güvenlik kameralarına yansıyan ‘çarpma’ yöntemleri şöyle:
1 – Müşteri gibi içeri giren şüpheliler, çanta, ceket, mont gibi içinde değerli eşya ve para bulunabilecek eşyaların asılı olduğu sandalyelere bitişik yer seçiyorlar.
2 – Ardından sipariş verip, kendi ceketlerini, arkalarındaki müşterinin eşyasının asılı olduğu sandalyeye bitişik sandalyelerinin arkasına asıyorlar.
3 – Sonra, kendi ceketlerinin cebini karıştırır gibi yapıp, bitişik sandalyeye asılı ceket ya da çantanın içindeki değerli eşya ya da cüzdanı alıyorlar.
4 – Cüzdan almışlarsa, kredi kartı ve nakit parayı çekip, cüzdanı cekete bırakıyorlar.
Temmuz 13th, 2010
Münevver Karabulut cinayetinde, Garipoğlu villasından kaybolan çantadaki paranın miktarı ve bulunduğu yer konusunda iki polis, baba Garipoğlu ile emniyet çelişti. Hepsi farklı rakam verse de, bu ifadelerde paranın 30-40 bin dolar civarı olduğu iddia edildi. Baba Karabulut, “Kaybolan çantada 700 bin dolar vardı” demişti.

MÜNEVVER Karabulut’un öldürüldüğü 3 Mart 2009’da, Garipoğlu Ailesi’nin Bahçeşehir’deki villasında bulunan paralar konusunda iki polis ve Cem Garipoğlu’nun babası Mehmet Nida Garipoğlu’nun ifadeleri ile emniyetin açıklamaları çelişti. Münevver’in babası Süreyya Karabulut ise villadaki çantada 700 bin dolar bulunduğunu iddia etmişti.
Her kafadan bir ses
Evde arama yapan polislerin ‘görevi kötüye kullanmak’, güvenlik görevlilerinin de ‘kamera kayıtlarını silmek’ten yargılandığı Küçükçekmece 5. Asliye Ceza’daki davaya müdahil olan Karabulutlar’ın avukatı Rezan Epözdemir, dilekçesinde şöyle dedi: “Arama yapan polislerden Sami Avcı, ifadesinde, üst katta, Cem’in babasının odasındaki seyahat çantasında 13 bin Euro civarında, dağınık duran banknotlar olduğunu söyledi. Diğer sanık polis Gökmen Karadağ, binanın orta katında merdiven korkuluklarına yaslanmış şekilde duran çantanın içerisinde bir tomar dağınık vaziyette Euro olduğunu ve bu paranın 30- 40 bin Euro civarında olduğunu beyan etti. Cinayet sanığı Mehmet Nida Garipoğlu ise 24 Eylül’deki ifadesinde ’Çantamda 30 bin dolar civarında para vardı. Bu para da arama sonrasında bana teslim edildi’ dedi.”
Parayla deliller mi silindi
Emniyet’ten yapılan açıklamada ise çantada 20 bin Euro olduğu ve mücevherlerle birlikte Tülay Makbule Garipoğlu gözetiminde yatak odasındaki çelik kasaya konulduğu belirtildi. Avukat Epözdemir, paranın akıbetinin bilinmediğini, faillerin kaçmasında ya da delillerin gizlenmesinde kullanmış olabileceğini savundu.